...

İktisadi Araştırmalar Vâkfı Konferansı

19.02.2015

Okunma Sayısı:650

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Sayın Orhan ERDEM İktisadi Araştırma Vakfı Konferansına katıldı. Konferansta konuşma yapan Sayın ERDEM şunları söyledi:

"Dünya, hızlı bir biçimde küreselleşme sürecinden geçmektedir. 21. yüzyılla birlikte küreselleşmenin hızlandığı bir dönemde dünyada ülkelerin bilgi toplumu olma hususu önceliğini korumaktadır. Küreselleşmenin etkilerini olumlu hale getirebilmek için ülkelerin bilgi toplumuna geçişlerini hızlandırması ve bireylerini bilgi toplumunun gerektirdiği nitelikte donanıma sahip kılması zorunlu hale gelmiştir. Bilgi toplumuna geçişte yaşanacak olan değişim ve dönüşüm toplumun her alanında olduğu gibi eğitim sistemini de etkilemektedir.

Eğitim sistemi geleneksel yapısını terk ederek, bilgi toplumunun ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden yapılanmaya gitmek zorundadır. Millî Eğitim Bakanlığı yeni Türkiye’nin temellerinin eğitimle atılacağının bilinci ve sorumluluğuyla Cumhuriyetin 100. Yılına hazırlanmaktadır. Eğitimde niceliğin ve niteliğin arttırılmasıyla toplumun tüm kesimlerini kapsayan esnek, kişinin yeterliliklerini en üst düzeyde değerlendiren sistemli ve sürekli bir eğitim bilgi toplumunun temelini attığı gibi yükselmesinin de yegâne kaynağı olacaktır.

Türk Eğitim sistemi okul öncesinden yükseköğretime, yaygın eğitimi de içerecek şekilde yeniden ele alınmakta; eğitim ve öğretim süreçlerinin hayat boyu öğrenmeyi dâhil eden anlayış içerisinde yeniden yapılanmaktadır. Çünkü dünya değişiyor, aracılar değişiyor, Türkiye’nin ihtiyaçları olağanüstü bir dinamizm içinde yenileniyor. Bu dönüşüm ve değişimin kaçılmaz sonucu olarak. Milli Eğitim Bakanlığımız da Cumhuriyet’in 100. yılı olan 2023 için, eğitim sistemimizin vizyon, politika ve hedeflerini yeniden belirlemiştir.

Vizyonumuz;

Cumhuriyetimizin 100. yılında; istikrarlı büyüyen, bölgesel ve küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, dünyanın gelişmiş ilk on ülkesinden biri olacak, bölgesinde lider Türkiye'de nitelikli ve donanımlı bireylerin yetiştirilmesine uygun eğitim imkânlarını ve ortamlarını planlı, sistemli ve sürekliliğini de koruyacak şekilde herkes için sağlamaktır.

Ulusal ve uluslararası düzeyde eğitim vizyonuna ilişkin yaklaşım ve çalışmalara bakıldığında Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılına denk gelen 2023 eğitim vizyonunda bugüne yansıyan görüntü eğitim yapısı, ekonomisi ve finansmanı, felsefesi ve işlevi bakımından büyük öneme haiz olduğu açıktır. Ülkemiz 2023 hedefleriyle ikinci atılım dönemine girmiştir. Türkiye, bu hedefleri gerçekleştirdiği takdirde geleceğin dünyasında büyük ve öncü bir ülke olacaktır. Bu hedefle 2002 yılından itibaren kurulan hükûmetlerimiz; ilgi ve yeteneklerini keşfetmiş ve geliştirmiş, dünyadaki çağdaşları ile rekabet edebilecek bir donanıma erişmiş bireylerin yetişmesine ortam sağlamıştır. Ortalama eğitim süresi, yüksek ve özel öğretimin kapasitesi artırılmış; temel hak ve özgürlüklere saygılı, özgürlükçü bir eğitim felsefesi temelinde daha demokratik, esnek ve sivil bir eğitim sistemini gerçekleştirmek için önemli adımlar atılmıştır. Yeniliklerin önemi ve önceliği dolayısıyladır ki geçmiş yıllarda olduğu gibi bütçede en fazla pay eğitime ayrılmıştır.

2002 yılında 10 milyar TL iken 2015 yılında %709 artışla yaklaşık 80,9 milyar TL olmuştur. Zorunlu eğitimin süresini 8 yıldan 12 yıla çıkaran eğitim reformu yine hükûmetlerimiz döneminde yapılmıştır. Bu reformlar sayesinde Türkiye’de eğitimin her kademesindeki okullaşmada ve ortalama eğitim süresinde artış sağlanmıştır. Ortaöğretimde kalite ve verimliliğin artırılması, okul çeşitliliğinin azaltılması amacıyla Anadolu liseleri ile aynı programı uygulayan Anadolu öğretmen liseleri 2014-2015 eğitim ve öğretim yılından itibaren kademeli olarak fen, sosyal bilimler ve Anadolu lisesine dönüştürülmüştür. Ayrıca mesleki ve teknik ortaöğretim okulu olarak faaliyet gösteren 22 okul türü, öğrenim süreleri ve mezunların hak ve yetkilerinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın “Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”, “Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi” ve “Çok Programlı Anadolu Lisesi” adı altında yeniden yapılandırılmıştır. Hâlen mesleki ve teknik ortaöğretimde 2.294 mesleki ve teknik Anadolu Lisesi, 99 mesleki ve teknik eğitim merkezi, 899 çok programlı Anadolu lisesi olmak üzere toplam 3.292 okul bulunmaktadır. Yükseköğretimde de önemli atılımlar gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında 53’ü devlet, 23’ü vakıf olmak üzere toplam 76 olan üniversite sayısı, bugün 104’ü devlet, 72’si vakıf olmak üzere 176’ya yükselmiştir. Hükûmetlerimiz döneminde 52’si devlet, 50’si vakıf olmak üzere 102 yeni üniversite kurulmuştur. Öğrenci sayısının 1 buçuk milyondan 5 buçuk milyona ulaştı. Öğretim elemanı konusunda çok yol alınsa da hem sayısal olarak hem de kalite olarak daha yapılacak çok işimiz var. Üniversiteler, ülkelerinin üniversite şirket ve kurumlarını başarıyla yönetecek olan gelecekteki liderlerini yetiştirmektedir.

Üniversite, eğitimin modernizasyon sürecine ve bilimsel standartların ve araştırma standartlarının geliştirilmesine odaklanmıştır. Bunun için bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde tüm ortaklarla yakın bir işbirliği içinde bulunmak gerekir. Üniversitelerimizi Batı toplumları üniversiteleri standartlarına getirmek ulusal menfaatlerimiz için çok önem arz etmektedir. Yükseköğretim yüksek gelir getiren lokomotif ekonomik sektör olma yolunda tüm dünyada hızla ilerlemektedir, çocuklarımızın ulusal değer kavram kültür ve inançlarının yozlaşmadan hatta asimile olmadan milli eğitim sistemimizle eğitilmesi de önemli bir kazanım ve mecburiyettir. Üniversiteler arasında işbirliği ile modern teknoloji ve yenilikçi öğretme ve araştırma metotlarının uygulanması Üniversiteleri Uluslararasılaşmaya yönlendirmiştir. 2002 – 2014 tarihleri arasında sadece MEB bursuyla yurt dışına master ve doktora programı için gönderdiğimiz öğrenci sayısı 4352 dir. Türkiye Ulusal Ajansı, Erasmus + Programı aracılığıyla vatandaşlarımıza yurt dışında eğitim, staj ve gönüllü çalışma imkânı sağlayarak kişisel ve mesleki gelişimlerini desteklemektedir.   



 Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları ülkemizde programlara tam katılımın sağlandığı 2004 yılından bu yana başarı ile uygulanmaktadır. 

•Türkiye Ulusal Ajansı tarafından 2004 -2014 yılları yürütülen programlarla 81 ilimizden 350 binden fazla vatandaşımıza yurt dışında eğitim ve iş birliği faaliyetlerinde bulunma fırsatı verilmiştir.

•Son üç yıl içinde mesleki eğitim, okul eğitimi, yetişkin eğitimi ve gençlik alanındaki desteklerle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarımızdaki 34 bine yakın öğretmenimiz ve 38 binden fazla öğrencimiz uluslararası hareketlilik programlarına katılmıştır. 

•Gençler ve öğrenciler sunulan eğitim, staj ve gönüllülük faaliyetleriyle yurt dışındaki akranlarıyla iletişim kurarak seyahat etme, yeni kültürlerle tanışma, dil becerilerini geliştirme, alanlarında yeni yöntem ve tekniklerle tanışarak bunları uygulama gibi önemli kazanımlar elde etmişlerdir.

•Kurum ve kuruluşların uluslararası alanda rekabet gücünün artırılması, yürütülen projeler sayesinde teknoloji ve yeniliklerin ülkemize ve kurumlara aktarılması; bunun da ötesinde Avrupa’da ülkemizle ilgili olumlu algıların oluşmasında eğitim ve gençlik programları önemli rol oynamıştır.  

Konuşmama burada son verirken özellikle belirtmek istiyorum ki bir şeyin çok farkındayız geleceğin dünyasında millet olarak daha etkili olmak istiyorsak eğitim kalitemizi geliştiren unsurları ortaya koymalıyız. 

Bir ülkenin insan sermayesini değerlendirmenin, başka ülkelerle karşılaştırmanın yollarından bazıları, belirli bir yaşta öğrencilerin eğitim seviyesini PISA veya TİMMS gibi araştırmalarla karşılaştırmak. Başka bir yol da daha uzun zaman diliminde, işgücünün yüzde kaçı üniversiteye gitti, ya da 10 yıllık eğitim aldığıdır. Robert Gordan, ABD’li bir ekonomist olarak, II. Dünya savaşından sonra, ABD’nin ekonomik olarak nasıl bu kadar yol kat ettiğini analiz eder, birçok neden yanı sıra, II. Dünya savaşından sonra ABD’de insanların çoğunluğunun, orta öğretimin sonuna kadar okula gitmeleri, savaştan önce ise en fazla ilkokulu bitirmeleri ve bu eğitim süresine kadınlarında aynı oranda katılmış olduğunu tespit etmiştir.



Eğer 1950’lerde aynı gelişmeyi Türkiye’de yaşasa idi, 20-30 yıl sonra Türkiye 75 ve 80’ li yıllarda ne boyutta bir ekonomiye ulaşırdı. ABA 1929-1956 Reel milli gelir artışının %42’si eğitim yoluyla meydana geldi. Bir ülkenin kalkınması ile eğitimin yakın ilişkisi vardır Eğitim de bir yatırımdır. Ülkenin eğitim ve kültür seviyesi ne kadar yüksek olursa, ülkenin büyüme ve gelişmesi de aynı oranda gerçekleşir. Türkiye’de lise ve dengi okul mezunu nüfusun 25-34 yaşı %24 iken 45-54 yaş ise %16’dır. OECD ülkelerinde ise, 25-34 yaş %69, 45-54 yaş ise, %54’dür. Bütün bunlar şunu net olarak ortaya koymaktadır ki; Beşeri sermayede yatırım yapılmadıkça ilerleme kaydedilemez. Bir ülkenin nüfusunun ortalama eğitimi 1 birim arttığı zaman o ülkede kabaca %0,7 büyüme oluyor %0,7 lik büyümenin takriben yarısı eğitimin doğrudan katkısı olarak temayüz ediyor, diğer yarısı eğitim ile ekonomi arasında karşılıklı etkileşim sayesinde oluyor. – Önce eğitim kalkınmayı, sonra kalkınma eğitim-tekrar eğitim kalkınmayı olumlu etkiliyor. 

Ancak çok okul açmak, çocuk okutmak çare değil, neyi, nasıl öğrettiğiniz de çok önemli. Bilgiyi nakletmekten öte bilgiyi aramayı analız etmeyi, sorgulamayı bilgili kullanmayı öğretmekte çok önemli. Bu konuda İktisâdi Araştırmalar Vakfının araştırma ve tez değerlendirme yarışmaları çok önem arz etmektedir.

1962’de başlayan bu hizmetin kurucularını rahmetle anarken, bugün bu hizmeti devam ettiren Sn. İncekara ve yönetim kurumunda katkı veren kurum ve kuruluşlara ve Ünal Aysal gibi iş adamlarına teşekkür ederim" dedi. 

Geri Dön